Karabük Postası
Karabük Postası

BU TOPRAKLAR İÇİN TOPRAĞA DÜŞENLER

2002 yılı 20-27 Mayıs günlerinde umre yapmış Mekke’ye girince Kabe’yi tavaf etmiş, Hacerü’l Esved’i selamlamış. Safa ile Merve tepeleri arasında yürümüştüm. O sekiz gün içindeki duygu, inanç ve güven dolu ruh halimi hiç unutmam. Bu orada yaşadığım “Allah Sevgisi” idi… Bir başka yüce duyguyu 2005 yılı 16-20 Mart günlerinde Çanakkale’yi ziyarette yaşadım. Türk Anneler Derneği […]

28 Ağustos 2017 - 12:34 'de eklendi ve 103 kez görüntülendi. A+A-

BU TOPRAKLAR İÇİN TOPRAĞA DÜŞENLER

2002 yılı 20-27 Mayıs günlerinde umre yapmış Mekke’ye girince Kabe’yi tavaf etmiş, Hacerü’l Esved’i selamlamış. Safa ile Merve tepeleri arasında yürümüştüm.

O sekiz gün içindeki duygu, inanç ve güven dolu ruh halimi hiç unutmam.

Bu orada yaşadığım “Allah Sevgisi” idi…

Bir başka yüce duyguyu 2005 yılı 16-20 Mart günlerinde Çanakkale’yi ziyarette yaşadım.

Türk Anneler Derneği Çanakkale Şubesi’nin davetlisi olarak gitmiştim ve beş gün kalmıştım.

Çanakkale iki kıta arasında bir geçiş noktası olmanın yanı sıra büyük bir tarih müzesi. Doğal bir geçit olması nedeniyle dünya ticaretinin en önemli yollarından biri ve özellikle de Rusya’nın ithalat ve ihracat yoludur.

Birinci Dünya Savaşında önemi daha da artmıştır. 1914 de boğazların kapatılması sonrası İngiltere, Fransa ve Rusya’nın oluşturduğu “İtilaf Kuvvetleri” büyük bir donanma ile 3 Kasım 1914 te Çanakkale sahillerini bombardımana tutar. Tarafların büyük kayıpları verdiği bir savaş yaşanır. Çanakkale Savaşları sadece Birinci Dünya Savaşı’nın bir parçasını oluşturmamış, başlı başına bir olay, dünya tarihinin bir dönüm noktası olmuştur. İnsan kudretinin zafer için tek neden olduğu gerçeğinin bunca ilerlemeye karşın değişmediğini, Çanakkale’de Türk insanı dünyaya bir kez daha göstermiştir. Bu zaferi sağlayan, Türk’ün azmi ve imanıdır.

“Türklerin vatan sevgisiyle dolu olan göğüsleri melun ihtiraslara karşı daima demirden bir duvar gibi yükselecektir” diyor Atatürk…

Bu topraklar üzerindeki savaşın manevi cephesini anlamak, anlatabilmek çok zor.

“Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı düşün altında yatan binlerce kefensiz yatanı” diyor Mehmet Akif… Çanakkale savunması bir hayat savunmasıdır. Bu savunmanın sonucunda ya ölüm ya yaşam vardır. Yaşam bu savaşı kazanmakla mümkün dü ve de yaşamak için savunuldu. Tarihimiz için büyük bir onur olan Çanakkale savunması bedenin fenne karşı konmasıdır. Bu savaşta Türklerin ayırt edici niteliği kazanmıştır.

18 Mart, Çanakkale savunmasının zafer ve onur günüdür. Ne 19 Mart ne de ertesi günlerde Çanakkale önünde keşif gemileri dışında hiçbir gemi görünmedi. Düşman uğradığı bozgun karşısında saldırısını durdurmuş, 18 Mart hezimeti sonrası İngiliz filosunun sesi kesilmiştir.

Bu arada Çanakkale siper savaşları sürüyordu. Araç açısından İngilizler dünya servetine sahipken, biz İstanbul’dan gelecek kısıtlı yardımla yetinmek zorunda kaldık. Bu fark her noktada dikkat çekiyordu. Yüzlerce askerin sırtında gömleği yoktu. Çorap ve ayakkabı ihtiyacı, ayaklara çul ve çuha sarılarak gideriliyordu. Kasım-Aralık aylarında sıcaklık sıfırın altına düştüğünde, kaputsuzluktan donma olayları görülmüştü.

Savaş sırasında bir milyona yakın insan su ihtiyacını nereden temin etmişti? Ekmek nereden yemek nereden geliyordu? Zayıflayan vücutlar, uçan benizler, gıdasızlığı anlatmaya yetiyordu.

Öyledir de direnme, dayanma, savaşma gücünü nereden alıyordu insanımız? Nasıl kazanmıştı savaşı?

“Sahipsiz olan memleketin batması haktır. Sen sahip olursan bu vatana batmayacaktır” diyor Mehmet Akif… İşte bu sahiplenme duygusu, bu bağımsızlık sevdası, bu vatan sevgisi idi ona bu gücü, bu şevki veren. O ruhundaki iman kuvvetine ve memleket aşkına dayandığı için inatla, sebatla savaşabilmiş, mucizeler yaratarak düşmanı vatan topraklarından kovmuş, kovabilmiş ve zafere ulaşmıştır.

Ama Seddülbahir, Arıburnu ve Sarıbayır’da savaşlar bütün şiddeti ile sürüyor, siper savaşları fazla güç kullanımını gerektiriyordu. Siperlerin bir kısmını sel almış, bir kısmını taş toprak doldurmuştu. Ne yapabilirdi? Felaketin en ucuzu kendiliğinden çekilme zararın neresinden dönülse kar. Biraz ağır ama kaçınılmaz.

Savaşın başında küçümsenen Türk askerinin önünden çekilmek o bilinen İngiliz gururuyla bağdaşmıyordu. Oysa onlar Seddülbahir’de ikinci bir Cebelüttarık hayalinde idiler. Ama Gelibolu boşaltıldı. Bu haber inanılmaz bir hızla yayıldı. Çanakkale Savaşı Türklerin lehine sonuçlanmıştı. Yazımın başında ikinci duygudan bahsetmiştim. Ben Çanakkale’de “vatan sevgisini” yaşadım, gözlerimin dolduğu, gözyaşlarımı tutamadığım anlar oldu. Kanlı Sırt’ta siperlerin arasında yaralanıp düşen bir düşman subayını kucağına alarak arkadaşlarına teslim eden Kahraman Türk askerinin anıtı tüm heybetiyle hala gözlerimin önünde. Olayı izleyen Teğmen Casey yıllar sonra Avusturalya Genel Valisi olmuştur. 25 Nisan 1915 günü Conkbayırında geçen olayı bakın nasıl anlatıyor.

“Süngü hücumundan sonra savaşa ara verildi. Askerler siperlerine çekildi… İki siper arasında açıkta, ağır yaralı ve bir bacağı kopmak üzere olan İngiliz Yüzbaşısı bağırıyor, ağlıyordu “Kurtarın beni” diye yalvarıyordu. Ancak hiçbir siperden kimse çıkıp yardım edemiyor. Çünkü en küçük bir kıpırdamada yüzlerce kurşun yağıyordu. Bu sırada akıl almaz bir şey oldu. Türk siperlerden beyaz mendil sallandı. Arkasından aslan yapılı bir Türk neferi, silahsız siperden çıktı hepimiz donup kaldık. Kimse nefes almıyor, ona bakıyorduk. Asker yaralı subayını okşar gibi yerden kucakladı. Kolunu omuzuna attı ve bizim siperlere doğru yürümeye başladı. Yaralıyı usulca yere bırakıp, geldiği gibi kendi siperlerine döndü. Teşekkür bile edemedik. Savaş anlarında günlerce bu kahraman Türk askerinin cesareti, güzelliği ve insana sevgisi konuşuldu. “Sanırım askerimiz” sizin arkadaşınıza olan insanlık borcunuzu sizler yerine getiremediniz… Karşınızda düşman bildiğiniz şu insan sizin yapmak isteyip de yapamadığınızı yapıyor… Alın yaralınızı tedavi edin” demek istemişti.

Bu ve buna benzer olaylar karşısında gurur duymamak, onurlanmamak elde değil. Ayrılırken Çanakkale’de kendimden bir şeyler bırakmıştım. Ama beraberimde öyle şeyler götürüyordum ki…

Gelibolu Tarihi Milli Parkını gezerken rehberimizin anlattıkları arasında biri var ki hiç unutamadım. Ne zaman yanık bir türkü, uzun bir hava duysam gözlerim doluyor. O güzel sesli, güney doğulu yiğit delikanlıyı anıyorum…

Siperler arasında mesafe 8 metre. Onlardan birinde İtalyanlar diğerin de de bizimkiler… Ölüm kaçınılmaz. Gündüz savaşıp gece ara veriyorlar. Bizim tarafta Güneydoğu Anadolu’dan gelmiş bir genç yanık sesiyle uzun hava okuyor. Halk müziğinde ritimsiz melodilerle serbest okunan parçalardan biri… Derin bir sessizlik. Öte yandan, ses alanı içindeki en tiz notaları bile çıkarmada ustalığı ile tanınmış lirik tenorların yetiştiği ülkenin askerleri. Sessizlik daha da derinleşiyor. İtalyanlar zevkle dinlemekte. Her gece tekrarlanıyor bu. Aynı sessizlik, aynı duygu yüklü, alıp götüren havalar. Ama bu gece geç saatlere kadar beklemelere karşın ses yok. Susmuş. Ertesi gün tercüman vasıtasıyla soruyorlar; Neden dün gece okumadı? Diye. Cevap geliyor bizimkilerden. “Siz öldürdünüz onu dün!”

Güzel duygular yanında, olumsuz tutumlar. Barışa huzura zarar veren üstün gelme tutkusu. İnsanlık çok büyük savaşlar yaşamış, acılar çekmiş. Bugün barışı en çok istediğini söyleyenler savaşıyor. Kanın, kinin, öfkenin hayatımızı idare etmesine izin vermeyelim.

Çanakkale savunulmuş ve kazanılmıştır. Görev onlar için bitmiştir. Bizim için değil. Bilmeliyiz ki onlar, ölmek için ölmemişler; şehitlerimiz bizim için ölmüşler. Bu topraklar bize yadigar. Onların kan borcunu ödemeliyiz.

1914-1918 yılları arasında Galatasaray İdadisi mezun vermemiş. Gençler cephede. Mustafa Kemal’in ölmeyi emrettiği 57. Alay askerlerinin yaşları 18-21 arası. Bu topraklarda bir bedel ödenmiş; gelecek ümidi ile dolu gençler taze ve temiz kanlarını feda etmişler. Memleketi kurtarmak için!

Aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. Ruhları şad olsun.

 

Etiketler :
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
Atilla Çilingir’den Konferans ve imza gü...

2002 yılı 20-27 Mayıs günlerinde umre yapmış Mekke’ye girince Kabe’yi tavaf etmiş, Hacerü’l Esved’i selamlamış. Safa ile Merve tepeleri...

K.K.T.C’nin Tanınması, Adadaki Çözümün T...

2002 yılı 20-27 Mayıs günlerinde umre yapmış Mekke’ye girince Kabe’yi tavaf etmiş, Hacerü’l Esved’i selamlamış. Safa ile Merve tepeleri...

ANKARA’NIN BAŞKENT OLUŞUNUN 94’ ncü YILD...

2002 yılı 20-27 Mayıs günlerinde umre yapmış Mekke’ye girince Kabe’yi tavaf etmiş, Hacerü’l Esved’i selamlamış. Safa ile Merve tepeleri...

YA SONRASI..?

2002 yılı 20-27 Mayıs günlerinde umre yapmış Mekke’ye girince Kabe’yi tavaf etmiş, Hacerü’l Esved’i selamlamış. Safa ile Merve tepeleri...

BU HABER HAKKINDA GÖRÜŞLERİNİZİ BELİRTMEK İSTER MİSİNİZ?(Yorum Yok)

SON EKLENEN HABERLER
Marzinc ile hukuk mücadel...

Karabük Belediye Başkanı Rafet Vergili’nin Marzinc ile başla...

TGK Gaziantep’te Toplandı...

Türkiye Gazeteciler Konfederasyonunun 13. Başkanlar Kurulu T...

Dünyanın en pahalı bitkis...

Kendi ağırlığının yüz bin katı kadar sıvıyı sarıya boyayabil...

İl Koordinasyon Kurulu so...

İl Koordinasyon Kurulu 2017  yılı dördüncü toplantısı Vali Y...

İŞKUR’dan Engelli ve Eski...

“Gelin İş Fikrinizi Birlikte Hayata Geçirelim “ Çalışma ve İ...

Pompalı tüfekle dehşet sa...

Pompalı Tüfekle Saldırı Anı Güvenlik Kamerasında Karabük’te ...

BAKAB 2018 bütçesi görüşü...

Batı Karadeniz Kalkınma Birliği ( BAKAB ) Safranbolu Kaymaka...

Ürkmezer, Şehidin Cenaze ...

Safranbolu Kaymakamı / Belediye Başkan V. Fatih Ürkmezer, Mi...

Temizlik İşleri Müdürlüğü...

Karabük Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü, il genelinde b...

Jandarmadan okullarda bil...

İl Jandarma Komutanlığı tarafından okullarda güvenli ortamın...

Safranbolu HABERLERİ